Hamlet’ten Kemal Kurkut’a Bilginin Krizi ve Devlet Şiddeti

Shakespeare’in Hamlet’i çoğunlukla Hamlet’in eyleme geçme kapasitesindeki bir aksama, eylemin sürekli ertelenmesi, Hamlet’in her şeyi yerli yerine oturtacak şiddetinin bir türlü gelmemesi, geldiğindeyse hedefleri çoğaltarak Hamlet’in kendisini de yutacak kadar genişlemesi bağlamında yorumlanagelmiştir. Bu yorumlara göre Hamlet aşırı düşünmekte ve bu nedenle de bir türlü eyleme geçememektedir. Biz modernler için ne uygun bir metafor ve... Continue Reading →

Freudyen Teori ve Faşist Propagandanın Örüntüleri

Theodor Adorno 6 sene önce, bu yazıyı Ayrıntı Dergi için ilk çevirdiğimde, çok fazla tartışma açacağı kanaatindeydim. Özellikle de kadir-i mutlak bir baba imgesinin dehşeti, bunun talep ettiği itaat konusunda. Umarım yine de bir şekilde küçük bir hizmeti olur, bu zor zamanlarda. "Hipnozcu, aldığı önlemlerle, öznenin arkaik mirasının bir kısmını uyandırır ki bu miras onu... Continue Reading →

Şiddetin Eleştirisi Üzerine

Walter Benjamin Çeviri: Abdurrahman Aydın *Diğer çevirileri eksik ya da hatalı bulduğumdan değil, okumak istediğim gibi bir metin olsun diye giriştim bu çeviriye. Şiddetin eleştirisini oluşturma görevi şiddetin hukukla ve adaletle ilişkisini açıklamak biçiminde özetlenebilir.[1] Çünkü bir neden, ne kadar etkili olursa olsun, sözcüğün kesin anlamında, ancak ahlaki ilişkiler içerisine girdiğinde şiddet içerir hale gelir.... Continue Reading →

TİNİN FENOMENOLOJİSİNE ÖNSÖZ[1]

J. N. FINDLAY[2] (Çeviren: Abdurrahman AYDIN) İlk olarak 1807’de yayınlanmış olan Tinin Fenomenolojisi, Hegel tarafından kendi felsefe sisteminin zorunlu bir ön-parçası olarak görülen bir çalışmaydı (Hegel bunun böyle olduğunu daha sonra -1817, 1827 ve 1830- Felsefi Bilimler Ansiklopedisi Taslağı’ında dile getirir), öğrenci Fenomenoloji’nin içindekilere derin bir biçimde batmak/dalmak yoluyla, kafa karışıklıkları ve yanlış anlamalardan geçerek... Continue Reading →

Radyo Benjamin ya da Şu Zalimin Kara Kara Yüzleri

Çocukluğumun bir kısmı Torosların en doğu ucundaki dağ köylerinden birinde, Hacı Muhammed Dağının güney yamacında geçti. Babam, dış dünyayla da bir ilişkim olsun diye sanırım bir el radyosu almıştı bana, seksenli yılların ortalarında, henüz ilkokul öğrencisiyken. Çoğunlukla BBC’nin kısa dalgasına ayarlı o yeşil el radyosu, zaman zaman, bazı yüksek yerlerde, bin bir parazitle de olsa... Continue Reading →

Arzu ve Hamlet’te Arzunun Yorumu

Şuradan tercüme edilmiştir: Jacques Lacan; Jacques-Alain Miller; James Hulbert Yale French Studies, No. 55/56, Literature and Psychoanalysis. The Question of Reading: Otherwise. (1977), pp. 11-52. Nesne Ophelia Bir tür “Haydi buyurun” anlamında, bugün Ophelia adlı bir parça yem hakkında konuşacağımı ilan etmiştim ve sözümü yerine getireceğim. Hatırladığınız gibi, amacımız, Hamlet’te belirdiği biçimiyle arzunun trajedisini, yani... Continue Reading →

Tek’liğin rüyası Çok’luğun kabusu

Yeni Özgür Politika - Mülakat Türkiye’nin saldırısı sırasında Serêkaniyê’de hayatını kaybeden bir QSD savaşçısı, ailesine “Eğer bir gün toprağa düşersem ağlamayın halay edin” diye vasiyet ediyor.  Qamişlo’daki cenaze töreninde kardeşi, annesi halay çekiyor. Bazı çevreler buna anlam veremedi. Siz nasıl değerlendiriyorsunuz. Bu, ölümü reddetmek mi? Bunun, çok kestirme bir yoldan hayata ya da ölüme aykırı olduğunu... Continue Reading →

Aşk Üzerine Minik Bir Temrin

"Yeniden" diyor, "şu anda gölgesi olduğun insanın kendisi olabilirsin!" Bunu açıkça söylemiyor, belki örtük olarak da söylemiyor; ama içimde o 'otantik bütünlük' yanılsamasına aldanan bir şeyler var. Dolayısıyla o aldatmıyor beni; tam da çoktan aldanmış olduğum için oradayım. Hiç olmamış bir şeyi, çok çok geride bırakmışlık duygusu bu aslında. Hiç sahip olmadığım o bütünlük, sanki... Continue Reading →

İslamcılığın boş sözü

Fransız psikanalist Jacques Lacan, Freud’un teorisini dilbilimsel temellerde yeniden organize etmeye yönelik ilk adımlarını attığında, analizin temel dayanağının karşılıklı konuşma olmasına yaslanıyordu. En nihayetinde en az iki kişi birbiriyle konuşuyordu ve analiz de bu konuşma içerisinde cereyan ediyordu. Lacan’ın bu yöndeki ilk büyük girişimi olarak kabul edilen makalesi olan “Analizde Sözün İşlevi” bu nedenle söze... Continue Reading →

Proust, Hafıza, Züppe Kişilik

Marcel Proust’un Kayıp Zamanın İzinde romanı genellikle bir hafıza ve deneyim paradigması içerisinden yorumlanagelmiştir. Buna göre, romanda, orta yaşlı bir adam, kendi geçmişini özel bir tarzda hatırlama noktasına nasıl geldiğini anlatmaktadır. Romanın ana gövdesi, anlatıcının ilk çocukluğundan başlayıp ergenliğinden ve gençliğinden geçerek romanı yazmaya başladığı olgunluğuna ulaşan bu hatıralardan oluşuyor. Böylelikle anlatıcının yaşam hikâyesi boyunca... Continue Reading →

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.

Yukarı ↑